Yapay zeka artık hayatımızın merkezinde, en basit sosyal medya paylaşımından en karmaşık işlerin yapımına kadar her an yapay zeka ile karşılaşmak mümkün. Bu çerçevede yapay zekaele alındığında pek doğaldır ki yapay zekanın hukuki statüsü de konuşulmalıdır. Çünkü yapay zeka artık yalnızca teknik bir araç değil; ekonomik, toplumsal ve hukuki düzeni dönüştüren bir olgudur. Sanayi Devrimi’nde makineler nasıl üretim ilişkilerini değiştirdiyse, bugün de yapay zeka karar alma süreçlerine müdahil olarak insan iradesi ile teknoloji arasındaki sınırları belirsizleştirmektedir. Ancak bu dönüşümün en kritik boyutu ekonomik değil, hukuksaldır. Yapay zeka bir zarar doğurduğunda sorumluluk kime ait olacaktır? Bu soru yalnızca teknik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorudur. Çünkü sorumluluk, hukukta olduğu kadar vicdanda da karşılık bulan bir kavramdır.
-Hukuki Nitelik
Hukuki nitelik; bir olayın, fiilin, ilişkinin veya kurumun hukuk düzeni içinde hangi kategoriye ait olduğunun belirlenmesidir. Yani bir başka değişle hukuki nitelik birolayın, fiilin, ilişkinin veya kurumun gerçek dünyadaki yansımasından çok hukukdünyasında nasıl görüldüğüdür.
-Yapay Zekanın Hukuki Niteliği Sorunu
Yapay zeka sistemleri öğrenebilen, öneriler geliştirebilen, karmaşık analizler yapabilen. Bir analitik mekanizmadır. Fakat bütün bu yeteneklerine rağmen yapay zeka bir “hak öznesi” değildir. Çünkü; Hak ve yükümlülükler, hukuk düzeni tarafından tanınan kişilere ait bir kavramdır. Yapay zekanın ise; irade özgürlüğü yoktur, vicdani muhasebe yeteneği yoktur ve hak talep etme kapasitesi yoktur. bir başka değişle öz bilinci yoktur. Dolayısıyla hukuki sorumluluk bağlamında kişi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Hukukta sorumluluk, kusur ilkesine dayanır. Yani; kusur işleyebilme yeteneği olan bu bilinçte olan varlıkların sorumlulukları olur. Örnekle açıklayacak olursak, 5 yaşında bir çocuğun hakları olabilir ancak sorumlulukları olamaz çünkü yaptığı fillerin sonuçlarını bilemez veya bilmesi de beklenemez bu sebeple kusurlu da olamaz. Çünkü kusur; bilinç ve irade sahiplerinde bulunur. Dolayısı ile sorumluluk da ancak kusur yapabileceklerde bulunur. Ancak yapay zekanın gerçek bir kişi gibi sorumluluk taşımadığına kani olmak tartışmayı burada bitmez. Çünkü hukuk dünyasında gerçek kişi yanında bahşedilmiş suni kişilik türleri de mevcuttur. Biz bu kişilik türüne tüzel kişilikler diyoruz.
-Yapay Zekâya Tüzel Kişilik Verilebilir mi?
Tüzel kişi kavramı gerçek olmayan ancak hukuk düzeni tarafından gerçek kişiler gibi hak ve sorumlulukları bulunan yapılara verilen kişilik türüdür. Örneklendirecek olursak şirketler, vakıflar vb.
Yapay zekaya tüzel kişilik atfedilmesi mümkün müdür? Teorik olarak mümkündür. Nasıl ki şirketler soyut varlıklar olmasına rağmen hukuki kişilik taşır, benzer şekilde yapay zekasistemlerine de sınırlı bir tüzel kişilik tanınabilir. Fakat burada üzerinde durulması gereken ciddi riskler bulunmaktadır.
İlk olarak hak ve sorumluluk dengesi bozulabilir. Hukuki kişilik tanınması, yalnızca sorumluluk yüklenmesini değil aynı zamanda hakların tanınmasını da beraberinde getirir. Yapay zekaya kişilik tanınması halinde, bu varlığın hangi haklara sahip olacağı sorusu ortaya çıkacaktır. Ancak hakların tanınması, onları kullanabilecek ve anlamlandırabilecek bir öznenin varlığını gerektirir. Vicdan, irade ve ahlaki muhasebe yeteneğinden yoksun bir sistemin hak öznesi haline getirilmesi, hukuk düzeninin insan merkezli yapısını zedeleyebilir.
İkinci olarak gerçek failler sorumluluktan kaçabilir. Yapay zekaya tüzel kişilik tanınması halinde üretici, işleten veya kullanıcı gibi gerçek aktörler, meydana gelen zararları “yapay zeka sisteminin fiili” olarak nitelendirerek sorumluluktan kaçmaya çalışabilir. Böyle bir durumda tüzel kişilik, sorumluluğu düzenleyen bir araç olmaktan çıkıp sorumluluğu gizleyen bir kalkan hâline gelebilir.
Üçüncü olarak sorumluluk boşluğu doğma ihtimali vardır. Şöyle ki; yapay zeka sistemlerinin çoğu bağımsız bir malvarlığına sahip değildir. Eğer zarar yalnızca yapay zeka tüzel kişiliğine yüklenirse ve bu kişiliğin zararı karşılayabilecek ekonomik gücü bulunmazsa, zarar gören kişi fiilen tazminat elde edemeyebilir. Bu durum ise sorumluluk hukukunun temel amacı olan zarar görenin korunması ilkesini zayıflatır.
Yukarıda saydığım sebeplerle yapay zekaya tüzel kişilik verilmesi, ancak çok dar ve kontrollü alanlarda ve sıkı düzenlemeler eşliğinde düşünülebilir. Aksi halde bu tür bir düzenleme, sorumluluğu düzenlemek yerine belirsizleştirebilir ve hukuk düzeninin insan merkezli yapısını zayıflatabilir.
-Kullanıcı Merkezli Sorumluluk Modeli
Yapay zekaya bir kişilik atfedemiyorsak o halde ne yapmalıyız? Bu durumda şunu düşünmek gerekir; Yapay zeka çıktısını fiile dönüştüren kişi çoğu zaman yapay zeka kullanıcısıdır. Bu nedenle sorumluluğun ilk halkası kullanıcı olmalıdır. Ancak burada da kritik kavram şuolacaktır; yapay zekadan elde edilen üründe sahiplenme eşiğinedir? Yapay zeka çıktısı ne zaman kullanıcının fiiline dönüşür? Çıktıyı okuyup kenara koymak mı? Kopyalayıp kullanmak mı? İmzalayıp yayımlamak mı? Yoksa uygulayıp sonuç doğurmak mı?
En adil yaklaşımın; Kullanıcının, yapay zekadan elde ettiği çıktıyı bilinçli bir biçimde fiile dönüştürdüğü anda sorumluluğun doğduğu sonucuna varmak olacaktır. Bir başka değişle bir kullanıcı bir ürün yaratmak için yapay zekayı kullanıp ondan elde ettiği bir çıktıyı sonuçlarını bilerek kullandığı piyasaya arz ettiği anda kullanıcı yapay zekadan elde ettiği çıktının sahibi ve doğacak tüm kusurlarında sorumlusudur. Yani ilke şudur “Kullanıcı, yapay zekadan aldığı çıktıyı sahipleniyorsa, o çıktının vicdani sorumluluğunu da sahiplenmek zorundadır.”
-Vicdan Meselesi
Yapay zeka bir insanın belki de saatler harcayarak yapabileceği bir hesabı veya bir literatür taramasını veya bir tasarımı saniyeler ve belki de daha da kısa bir sürede yapabilir. Fakatyapay zeka bu işlemleri yaparken bir insandan farklı olarak vicdan taşımaz.
Hukuk ise yalnızca normlar bütünü değil, aynı zamanda toplumsal vicdanın kurumsallaşmış biçimidir. Eğer bir an için yapay zekaya sorumluluk yüklediğimizi düşünerek, gerçek insan öznesini görünmez kılarsak, hukuk vicdani temelini kaybeder. Çünkü mesele yalnızca teknik değildir. Mesele; insanın iradesinin sonuçlarını bilerek hareket etmesidir. Yani vicdan muhasebesidir. Eğer kullanıcı, “Bunu ben değil yapay zekâ yaptı” diyerek sorumluluktan kaçabiliyorsa, hukuk da ahlak da zayıflar.
-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Perspektifi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bakımından mesele daha da hassastır. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kullanılan Yapay zeka sistemlerinin neredeyse hepsi dış kaynaklıdır. Bu sebeple de yapay zeka üreticisine erişim sınırlıdır. Kullanıcı merkezli sorumluluk modeli dışında bir modelin öngörülmesi halinde belki de yapay zeka ile elde edilecek çıktıların tamamında yargısal denetim imkanı olmayacaktır. Bu nedenle uygulamada en etkin model, sorumluluğun ilk aşamada kullanıcıya yüklenmesidir. Aksi halde zarar görenin korunması güçleşir.
-Sonuç
Yapay zeka teknolojisinin insanlık tarihinde yeni bir dönemin kapısını araladığı ortadadır. Sanayi Devriminin üretim araçlarını dönüştü gibi, yapay zeka da karar alma süreçlerini dönüştürecektir. Ancak teknolojik gelişimin hızına rağmen hukuk düzeninin temel ilkeleri değişmemektedir. Hukukun merkezinde hala insan bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında ortaya konulduğu üzere yapay zeka, teknik olarak karmaşık ve öğrenebilen bir sistem olsa da hukuki anlamda bir hak öznesi değildir. Çünkü sorumluluk kavramı yalnızca bir eylemi gerçekleştirebilme yeteneğine değil, aynı zamanda o eylemin sonuçlarını anlayabilme ve bunların vicdani muhasebesini yapabilme kapasitesine dayanır. Yapay zeka ise bu anlamda irade özgürlüğüne, ahlaki değerlendirme yeteneğine ve öz bilince sahip değildir.
Yapay zekaya tüzel kişilik tanınması teorik olarak mümkün görünse de bu yaklaşımın hak ve sorumluluk dengesi bakımından çeşitli riskler barındırdığı açıktır. Böyle bir düzenleme gerçek sorumluların görünmez hale gelmesine, sorumluluk boşluklarının ortaya çıkmasına ve zarar görenlerin korunmasının zayıflamasına neden olabilir.
Bu noktada en uygulanabilir yaklaşımın kullanıcı merkezli sorumluluk modeli olduğu söylenebilir. Zira yapay zeka çıktısını fiile dönüştüren ve onu gerçek dünyada sonuç doğuracak şekilde kullanan kişi çoğu zaman kullanıcıdır. Bu nedenle yapay zekadan elde edilen çıktının bilinçli bir şekilde kullanılması ve fiile dönüştürülmesi halinde sorumluluğun da kullanıcıya ait olması gerekir. Kullanıcının bu çıktıyı sahiplenmesi aynı zamanda onun hukuki ve vicdani sorumluluğunu da beraberinde getirir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bakımından ise bu yaklaşımın pratik bir önemi dahabulunmaktadır. Yapay zeka sistemlerinin büyük ölçüde dış kaynaklı olduğu bir hukuk düzeninde üreticiye veya geliştiriciye ulaşmak çoğu zaman mümkün olmayacaktır. Zarar görenin korunması ve hukuki denetimin sağlanabilmesi bakımından sorumluluğun ilk aşamada kullanıcıya yöneltilmesi daha işlevsel bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak yapay zeka çağında hukukun karşı karşıya olduğu temel soru teknolojinin ne kadar güçlü olduğu değil, sorumluluğun kime ait olduğudur. Hukuk düzeni teknolojiyi düzenlerken insanın iradesini ve vicdani sorumluluğunu göz ardı edemez. Çünkü nihayetinde kabul edilmelidir ki yapay zeka yalnızca bir araçtır; karar veren, uygulayan ve sonuçlarını üstlenmesi gereken ise insandır.








