Kıbrıs Türk Ticaret Odası Süpermarket Sektör Komitesi adına konuşan Rüstem Önkal, Ekonomi ve Enerji Bakanlığı tarafından yayımlanan kare kod ve elektronik raf etiket sistemini değerlendirdi: “Doğru yaklaşımla uzun vadede sonuç elde edilebilecek bir sistem ancak kısa vadede piyasa ucuzlayacak beklentisi yanlış”
1 Şubat 2025 itibarıyla uygulamaya geçmesi planlanan kare kod ve elektronik raf etiket sistemiyle ilgili genelge Ekonomi ve Enerji Bakanlığı tarafından yayımlandı. Sistemin detayları kamuoyuyla paylaşılırken, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Süpermarket Sektör Komitesi adına konuşan Rüstem Önkal, yeni uygulamayı ve sektörün genel durumunu Haberin Sesi okuyucuları için değerlendirdi.
Elektronik etiket, kare kod sistemi ve veri paylaşımı uygulamalarının tümünün bir tüzükle yasallaştığını belirten Önkal, bu sistemin bazı yanlış algılara yol açmaması gerektiğine dikkat çekti. Geçirilen tüzüğün üç ana konudan ibaret olduğuna değinen Önkal, bakanlığın ilk etapda kurulacak sistem ile marketlerden ürünlerle ilgili bazı detay ve fiyat verisi talep ettiğini ve bu verilerin kullanılarak Bakanlık tarafından piyasayı Güney Kıbrıs ile daha rekabetçi hale getirebilecek bazı aksiyonnar almayı planladığını söyledi. Marketlerin bu kapsamda Bakanlığın kuracağı sisteme veri göndermekle ilgili kamuoyunda inanılanın aksine yapıcı bir tutum sergilediğini aktaran Önkal, bu verilerin Bakanlığa belli konularda ışık tutmasını dilediklerini; ancak, elde edilecek bilgiler ışığında Hükümetin bazı radikal kararlar alması gerektiğini ve aksi halde tüm bu çalışmaların herhangi bir sonuca varamayacağını söyledi.
Önkal, veri paylaşımı safhasının hayata geçirilmesi sonrası Bakanlığın talep etmesi halinde kare kod sistemi ile de bu veri paylaşımının bir sonraki safhasına geçilebileceği bilgisini verdi. Veri paylaşımı ve kare kod sisteminin uzun vadede, devletin alacagı kararlarla fiyatlara olumlu anlamda faydası olabileceğini aktaran Önkal, elektronik etiket konusunun ise piyasa analizi veya piyasa rekabetinin kontrolü ile alakası olmadığını, elektronik etiketin sadece kozmetik bir araç olduğunu ve normal etiketten tek farkının kağıtta olmaması olduğunu aktardı. Alınan bilgiye göre, elektronik etiketin kullanım detaylarının ilgili tüzükte bulunduğu, ancak elektronik etiketin zorunlu olmadığı ve sadece isteyen marketlerin elektronik etiket kullanacağı bilgisi verildi. Avrupa’da da benzer sistemlerin kağıt israfını önlemek amacıyla veya personelden kaynaklı etiket hataların önüne geçilmesi nedeniyle kullanıldığını aktaran Önkal, ‘ancak yüksek başlangıç maliyeti, yoğun şekilde bozulma/kırılma ve elektronik etiketlerin çalıması nedeniyle genel olarak dünyada ve Türkiye’de bu uygulamının pek sürdürülebilir olmadığını ve sadece daha lüks marketlerin belli reyonlarında uyguladığı bir uygulama olarak kaldığını’ vurguladı.
Güney Kıbrıs’da da benzer durumun olduğunu aktaran Önkal, Güney de de daha lüks bazı marketlerde bu uygulamanın olduğunu ancak daha ‘discount’ veya düşük marjla çalışan marketlerde bu uygulamanın olmadığını ekledi.
Elektronik etiketin piyasa fiyatlarına pozitif etkisinin hiçbir şekilde olamayacağını ve bunun fiyatlarla alakası olmadığını belirten Önkal, elektronik etiket uygulamasına geçmeye karar veren marketlerin bu maliyetleri fiyatlarına yansıtmak durumunda kalacağından, ürün fiyatlarının ucuzlayacağına aslında pahalı olma ihtimalinin yüksek olduğunu ekledi. Bakanlığın bu sebepten ötürü bu uygulamayı mecbur kılmadığını aktaran Önkal, elektronik etiket uygulamak isteyen marketlerin yeni tüzük uyarınca elektronik etiket tedarik edip bazı reyonlarda bu etiketleri kullanabileceği bilgisini verdi.
Tespit edilen ürünlere özel çalışma yapılmalı!
Marketler tarafından sağlanacak verilerin Bakanlık tarafından doğru analiz edilmesi durumunda, zaman içinde hükümet iradesiyle sonuç doğurabileceğinin altını çizen Önkal, “Yakın zamanda, bir anda piyasayı ucuzlatmaya yönelik bir faktör değil ancak uzun vadede doğru adımlar ve bazı fon/vergi/kdv indirimleriyle bazı kategorilerde fiyatların ucuzlatılabileceği” yorumunda bulundu. Önkal, “Özellikle Güney Kıbrıs ile kıyas için bazı bilgileri belirli periyotlarda Bakanlık nezdinde hazırlanan yazılımla kıyas yapmak için devreye girecek. Örneğin ‘sebze–meyvede mi pahalıyız yoksa içecek gruplarında mı’ gibi durumlar incelenecek. Bu alanda ülkesel averajlar çıkarılacak. Bu sayede ilgili Bakanlıklar pahalı kaldığımız kategorilerde bazı adımlar atarak piyasayı Guney Kıbrıs ile daha rekabetçi hale getirebilecek” ifadelerini kullandı.
Yeni sistemin fiyatlara bir gecede doğrudan bir etkisinin olmayacağını dile getiren Önkal, “Yasa geçti, yarın sabah her şey ucuzlayacak diye bir durum malesef yok” diyerek, bazı ürünlerin kuzeyde pahalı bulunması halinde, Hükümetten bazı adımlar bekleyeceklerini iletti. Ülke Ekonomimizin dövize endeksli oluşundan, Hükümetin bazı konularda elinin kolunun bağlı olduğunun farkında olduklarını aktaran Önkal, populist söylemlerden veya düşüncelerden uzak durarak, elle tutulur ve hayata geçirilmesi hükümet tarafından mümkün olan konulara odaklanmamız gerektiğini aktardı. Örneğin Güneye göre sebze-meyve veya et ürünlerinde pahalı kalınması durumunda Hükümetin hem bu ürünlerin ithaline izin verip serbest rekabeti artırması gerektiğini hem de yerli üreticiye doğru desteği vererek yerli ürünlerin ithal ürünlerle rekabet edebilmesinin sağlaması gerektiğini aktardı.
Bunun haricinde, farklı ürün gruplarında fon ve vergilerin tek tek değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Önkal, Güneye göre pahalı kalınan kategorilerde fon ve vergi indirimine gidilmesini ve hükümetin kendi bütçesinde oluşacak gelir kaybını ya tamamen başka gelir kalemlerinden veya Güneye göre ucuz kaldığımız ürün kategorilere belirli oranda fon ve kdv ekleyerek kapatabileceğini söyledi. Bu durumda devletin totalde gelir kaybı yaşamadan, tüm kategorilerde piyasamızı daha rekabetçi hale getirebilmenin daha mümkün olduğunu ve Güneydeki hükümetin son 1-2 yılda konuya tam da bu şekilde yaklaşarak ve belli kategorilere desteğimi artırarak veya fon/kdv leri kaldırarak aldığı kararlarla ticaret dengesini Güneye kaydırmayı başardığını söyledi. Sadece Güneye kayan alışverişi tekrar ülkemiz piyasasina döndürebilsek, devletin alacağı ekstra vergilerden birçok kategoride uygulayacağı fon ve vergi indirimini bütçeleyebileceğini aktaran Önkal, Güneye kayan ticaretten dolayı şu anda ülkemizin işletmeleri haricinde devletimizin de büyük gelir kaybının olduğunu belirtti.
Çoğu market kapatma noktasına geldi, özellikle küçükler!
Sektörün genel durumuna ilişkin de çarpıcı tespitlerde bulunan Rüstem Önkal, marketlerin ülkemizdeki diğer birçok iş alanında olduğu gibi ciddi bir darboğazdan geçtiğini işaret etti. “Çoğu market şu anda dükkanını kapama noktasına geldi, ve bu kriz malesef önlem alınmazsa artarak da devam edeceğe benziyor. Malesef uzaktan bakıldığında halk tarafından çok şaşalı görünen ve çok kar ettikleri düşünülen birçok küçüklü büyüklü market şu an ‘satılık’ vaziyettedir ve sektörümüz içerisinde bu marketler işletmelerini diğer marketlere devretmek veya sadece demirbaş ve stok bedeline satmak için görüşmeler yapmaktadır. ‘Az da olsa market açılışları devam ediyor ama Ay geçmemektedir ki sektörde 3-4 market kapanmasın’ diye konuşan Önkal, bu sıkıntının iki ana nedeninin ürün fiyatlarındaki üretici/döviz kaynaklı enflasyon ve marketlerin genel giderlerindeki (personel maaşı, elektrik, kira) kontrol edilemez şekilde yaşanan artışlar olduğunu aktardı. ‘Marketlerin ülkemizde ve dünyada çalıştıkları kar marjları bellidir, borsaya açık süpermarketlerden de bu veriler zaten açıkça görülebilir’ diye konuşan Önkal, toplamda brüt yüzde 20-25 kar ile çalışan market sektöründe, bir market 10 tl ye bir ürünü alıyor ve 12.5 tl ye satıyor; ancak tekrardan o ürünü tedarikçisinden almak için talep ettiğinde ürünün alış fiyatının 13 tl olduğunu öğrenebiliyor. Yani topladığı parayla ayni miktarda ürün stoğunu halk dilinde ‘yerine bile koyamıyor’. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde bu sıkıntıların her zaman oluştuğunu aktaran Rüstem Önkal, ‘Böylelikle marketlerin şirket değerleri/bilançoları 2-3 yıldır devamlı şekilde küçülmektedir. Buna birde geçtiğimiz yıl yaşanan 70% asgari ücret zamları ve bu zamların artcıl etkileri olarak yaşanan elektrik, su, resmi kurum harçları gibi orantısız gider artışları eklendiğinde, marketçilik sektörünün kar etmeyi hedeflemek yerine ancakta giderlerini ödeyip hayatta kalabilmeyi hedefler hale geldiğini aktardı. Önkal, geçen yıldan bu yana %70’e ulaşan asgari ücret ve genel gider artışının olduğu belirterek, ‘buna karşın, geçtiğimiz yıl içerisinde yabancıların mal alımına getirilen limitlerden, öğrenci sayısının artmamasından ve yaşanan enflasyondan dolayı Güneye kayan ticaretin neticesinde, ülke nüfüsünun da artmamasından dolayı, market cirolarının ortalama sadece yüzde 25-35 arttığını ve bu durumun giderlerdeki artışı karşılamadığından dolayı birçok marketi zor durumda bıraktığını aktardı. Sektörde, hem marketlerin hem da tedarikçi firmaların özellikle son 3-4 ayda mecburi şekilde personel azaltımına gitmesinin bu anlattıklarından kaynaklandığını aktaran Önkal, özellikle küçük ve orta ölçekli marketlerin ayakta kalmasının gün geçtikçe daha da zor olacağını belirtti. Önkal, “genel olarak kamuoyunda inanılanın aksine, marketçilik sektörünün Serbest piyasa rekabetinin en yoğun yaşandığı sektör olduğunun altını çizen Önkal, marketlerin sanıldığının aksine ‘hadi hemen fiyat geçelim ve daha pahalıya satalım’ şeklinde çalışmadıklarını ve tedarikçilerle devamlı pazarlık halinde ‘fiyat geçmeyelim ve kampanya yapalım’ kavgasında olduğunu aktardı. ‘Tüm marketler ucuz kalarak, marketler arası rekabette müşteri çekmenin kavgasını veriyor” diyen Önkal, Bakanlığa verilecek verilerden de ilgili daire ve bakanlıkların marketlerin çalıştığı düşük kar marjını ve marketlerin içinde bulunduğu durumu net şekilde göreceğini ve bundan sonra kamuoyunu daha doğru bilgilendireceğini umduklarını belirtti.
Sadece marketler pahalıymış gibi bir algı yaratılıyor!
Son olarak, Kamuoyunda ülkemizde sadece marketler pahalıymış gibi bir algının yaratıldığını da söyleyen Önkal, marketciliğin göz önünde bir sektör olduğundan dolayı adeta ‘günah keçisi sektör’ ilan edildiğini aktaran Önkal, bu algının ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu eksik veya yanlış yansıttığını ifade ederek, “Ülke genelinde tüm sektörlerde özellikle son 1-2 yılda yaşanan döviz artışları ve asgari ücret zamlarının tetiklediği bir pahalılık var. Bu pahalılığın sadece marketde olduğu algısı çok yanlıştır ve marketleri halkla haksız ve gereksiz yere karşı karşıya bırakmaktadır’ dedi. Pahalılığın malesef sadece ekmek, süt, deterjan, kola da olmadığını aktaran Önkal, ‘son 1 yılda elektrik ne kadar zamlandı, resmi kurum harçları ne kadar zamlandı, mobil telefon ücretleri ne kadar zamlandı, özel okul ücretleri ne kadar zamlandı, aldığımız kalem kitap ne kadar zamlandı, giydiğimiz t-shirt ne kadar pahalılandı, doktor ücretleri ne kadar arttı, içtiğimiz kahve ne kadar zamlandı, berber traşı ne kadar arttı, lastik tamiri ne kadar zamlandı vb. konuların çok konuşulmadığını aktaran Önkal, ‘hükümet yetkililerimiz ve basınımız malesef kolaya kaçarak ağırlıklı şekilde ‘marketler çok pahalılandı’ diye söylemlerde bulunuyor ve bu da malesef yanlış bir algıya sebebiyet vererek halkımızı yanıltıyor’ diyerek sözlerini tamamladı.