28.8 C
Lefkoşa
Pazartesi, Haziran 1, 2026
DAHA FAZLA
    Ana SayfaGüncelKamuya girişte yapılan Yeterlik Sınavı sonuçlarında ‘vahim’ tablo: “YETERSİZ MİYİZ?”

    Kamuya girişte yapılan Yeterlik Sınavı sonuçlarında ‘vahim’ tablo: “YETERSİZ MİYİZ?”

    HABERİN SESİ ÖZEL HABER

    Kamu görevine girişte önemli bir koşul olan ve adayların ‘yeterlik’ yani ‘bir işlevi yerine getirme gücünün’  düzeylerini gösteren “Kamu Yeterlik Sınavları” sonuçlarında başarı seviyesi yüzde 40’a ulaşamadı. Sosyal medyada gündem olan bu durum, eğitim bilimciler tarafından ‘VAHİM’  olarak değerlendirildi.

    Geride bıraktığımız Aralık ayında gerçekleştirilen Alt, Orta ve Üst Düzey Yeterlilik Sınav sonuçlarının ‘akıl tutulması yaratan türeden’ diyerek değerlendiren Eğitim Bilimci Salih Sarpten, “Ne lise ne de üniversite mezunlarımız açısından hayrın bir sonuç yok gibi…”  yorumunda bulundu. Sarpten; “Bu sınavlara giren bireylerin eğitimlerinde mi bir sorun var yoksa bu sınavlarda mı?” diye sordu.

    En düşük başarı seviyesi Orta Düzey yeterlik sınavında!

    Aralık ayında gerçekleştirilen Alt Düzey Yeterlik Sınavında başarı oranı % 32,4 olurken en yüksek not 92 olarak kayıtlara geçti. Orta Düzey Yeterlik Sınavında başarı oranı % 4,6 iken bu alandaki en yüksek not 76 oldu. Üst Düzey Yeterlik Sınavında başarı oranı ise % 20 oranında kalırken, en yüksek not 88.

    “Ortaokul mezunlarımız, lise mezunlarımızdan daha başarılı”

    En düşük başarı seviyesinin Orta Düzey yeterlik sınavında oluşunu değerlendiren Sarpten, “Ortaokul mezunlarımız, lise mezunlarımızdan daha başarılı… Kamuda görev yapmak isteyen üniversite mezunları ise kendisinden daha üst derecede görev yapmak isteyen diğer üniversite mezunlarından daha başarılı…” dedi. Bu durumun gerçekten ‘vahim’ olduğuna dile getiren Sarpten, “Ne lise ne de üniversite mezunlarımız açısından hayrın bir sonuç yok gibi… Bu sınavlara giren bireylerin eğitimlerinde mi bir sorun var yoksa bu sınavlarda mı?” diye sordu. “Mesela 100 puan alacak yeterlikte insanımız mı yok? Yoksa bu sorular gerçekten ölçmek istediğimiz olguları ölçemiyor mu?” diyen Sarpten, KHK Sorularının “Geçerlik” ve “Güvenirlik”  açısından güçlendirmesi gerektiğine, ezebere dayalı- kağıt üzerindeki eğitim sisteminden çıkılmasına ve yükseköğretimde kaliteye odaklanılması gerektiğine değindi.

    Konuyla ilgili yapıcı eleştirilerde de bulunan Sarpten özetle şunları ifade etti:

    “KHK Sorularını “Geçerlik” ve “Güvenirlik”  Açısından Güçlendirmeli…

    Sınav sonuçlarının başarılarından çok, kendi içlerinde ve birbirleri arasında da tutarlı olmalıdır. Bu tutarlılık “geçerlik” ve “güvenirlik” çalışmaları ile sağlanabilir. Bir ölçme aracının olmazsa olması geçerli ve güvenilir olabilmesidir. Bu iki olgudan yoksun bir ölçümün sağlıklı ve tutarlı olması mümkün değildir.

    KHK tarafından yeterlilik sınavlarının geçerlik ve güvenirlik bakımından gerekli çalışmalar yapılarak mı hazırlanıyor yoksa soru bankası hangi soruyu seçerce o mu soru kitapçığına konuyor?

    Bilişsel Davranışlar olmadan Başarılarımız Geriliyor

    Sonuçlar bize bir de şöyle bir veri veriyor: Ortaokul mezunlarımız, lise mezunlarımızdan, teknik alanlardaki üniversite mezunlarımız, tıp, hukuk gibi üst düzey meslek grubu kapsamındaki üniversite mezunlarından yeterlilik anlamında daha başarılı olduğunu ortaya çıkartıyor. Bu bulgu eğitim sistemimizin sadece kağıt üzerindeki sorulara odaklandığını, ezbere bilgiyi öne çıkardığı gerçeğini gözler önüne seriyor.  Bütün bunlara bir de “ek bütünleme” ile sınıf geçme, olmadı “Bakanlar Kurulu Kararı” ile sınıf geçme anlayışı eklenince sonuçların böyle olması kaçınılmaz oluyor.

    Yükseköğretimde kaliteye odaklanmıyoruz

    Liselerimizden mezun olan her gencin öyle veya böyle bir üniversite programına kayıt yaptırabiliyor olması bu sonuçların ortaya çıkmasındaki bir diğer önemli unsurdur. Gençler ilgi, istek ve yeteneklerine göre değil, çoğu zaman anne-baba isteklerine kimi zamanda yüksek gelir elde edeceklerini düşündükleri yükseköğretim programlarına kolayca girebilmekte ve aynı kolaylıkla mezun olabilmektedir.

    Ne Yapmalıyız?

    Yapmamız gereken üç temel şey var:

    1. Eğitim sistemimizde bakış açımızı, öğretim anlayışımızı değiştirmemiz gerekiyor: Sisteme sosyal ve kültürel katılım, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme gibi üst düzey düşünme becerilerini, gençlerin topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirme becerilerini öğretmeyi ve gerçekten bunları öğreni-öğrenmediklerini ölçmeyi becermeliyiz.
    2. Sadece bilişsel becerilere değil, duyuşsal ve piskomotor becerilere de odaklanmalıyız: Ne yazık ki eğitim sistemimiz sadece bilişsel davranışınız “bilme” basamağına takılı kalmış. Yani sadece ezbere bilgiye önem verir bir hale geldi. Uygulama, analiz, sentez gibi basamakları sistemde yok denecek düzeyde. Hele tutum ve değeri içeren duyuşsal davranışlar hiç yok. Böyle bir öğretimle başarılı olmak mümkün değildir.
    3. Yükseköğretimde kaliteye önem vermeliyiz: Tek başına üniversirete diplomasının bir işe yaramadığını anlamalıyız. Kaliteli yükseköğretimin yanında, entellektüle birikimi yüksek gençlerin işbaşı yapmasını sağlayacak mekanizmaları kurabilmeyi başarmalıyız.

    Haberin Sesi-2023

     

     

     

     

    spot_img
    spot_img
    spot_img
    İLGİLİ HABERLER
    spot_img
    spot_img
    spot_img
    spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

    popüler haberler

    SON YORUMLAR