26.8 C
Lefkoşa
Pazartesi, Nisan 27, 2026
DAHA FAZLA
    Ana SayfaGüncelÇemberleri de betona boğuyoruz!

    Çemberleri de betona boğuyoruz!

    KKTC’deki çemberlerde yaygınlaşan parke taşları, beton yüzeylerin hem ekolojik hem estetik hem de işlevsel açıdan ciddi sorunlar yarattığını belirten Merve Enerji Ateşin, kavşakların kentin mini ekosistemleri olma potansiyelinin yanlış tercihlerle yok edildiğini vurguladı.

    Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği Üyelerinden Merve Enerji Ateşin, KKTC ana yollarındaki çemberlerin peyzaj düzenlemelerine dair önemli tespitlerini sosyal medyada paylaştı. “Uzun zamandır içimi dökmek istediğim bir konudan bahsedeceğim: Kıbrıs çemberlerinin vahim durumu” diyen Ateşin, mevcut uygulamaların ne estetik ne ekolojik ne de işlevsel açıdan doğru bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Çemberlerde kullanılan parke taşları, beton yüzeyler ve yanlış anlaşılan ‘kurakçıl peyzaj’ uygulamalarının yarattığı sorunları detaylarıyla anlatan Ateşin, kavşakların aslında kentin ekosistemine nefes aldıracak alanlar olabileceğini, ancak yanlış malzeme ve tasarım tercihleri nedeniyle bu potansiyelin heba edildiğini ifade etti.

    Çemberlerde planlama yapılırken teknik aklın yok sayıldığını, planlama mantığının devre dışı kaldığını işret eden Ateşin; “Bilimsel olarak kanıtlanmış, uygulanabilir ve ekosistem dostu çözümler ortadayken kavşaklarda hala çıplak, geçirimsiz, ısı yayan yüzeylerin tercih edilmesi; teknik aklın yok sayıldığı, planlama mantığının devre dışı kaldığı kararların bariz göstergesidir” dedi.

    “Bu tercih doğaya saygılı değil!”

    Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği Üyelerinden Merve Enerji Ateşin’in sosyal medya paylaşımı şöyle:

    “Uzun zamandır içimi dökmek istediğim bir konudan bahsedeceğim: Kıbrıs çemberlerinin vahim durumu.

    Eskiden beri bu çemberlerde parke taşlarıyla yapılan tasarımlara şimdi bir de “kurakçıl peyzaj” eklendi. Hiçbir zaman anlamadım; neden parke taşı kullanılır, neden bank hissiyatı veren taş duvarlar yapılır? Konuya hem estetik hem fonksiyonel hem de ekolojik açıdan bakmak isterim.

    Bu alanlar trafik akışına yön veren kentsel unsurlardır ve görsel alanlar olduğu için, yaya ya da araç yollarında kullanılan parke taşlarının burada bir zemin kaplaması olarak tercih edilmesi uzun zamandır sorguladığım bir konu. Ve Kıbrıs’ta henüz kent meydanı olacak kadar büyük bir kavşak olmadığı için bu alanlar yaya geçişi yada rekreasyon alanları da değildir, tamamen görsel bir alandır ve trafikte seyir konforunu artıran fonksiyonu olmasi gerekir.

    Beton, çimento ve benzeri malzemeler doğrudan doğal kaynak gibi görünmese de, bunların üretilmesi sırasında ciddi su ve enerji tüketimi gerçekleşiyor; yani ciddi bir kaynak israfı söz konusu.

    Bu tercih doğaya saygılı değil,  daha fazla maliyet olusturur, hem yüzey ısısını artırır hem de yüzey geçirgenliğini azaltır. Bu da sel ve su baskınları sırasındaki olumsuz etkiyi artırır.

    Yanlış anlaşılan bir diğer nokta da kurakçıl peyzaj konusu. Kurakçıl peyzaj, sadece birkaç kaktüs koyup çakıl sermek değildir. Asıl amaç, sulamanın otomasyona bağlandığı, su sarfiyatının minimumda tutulduğu, bakım ihtiyacı düşük türlerle tasarım yapılmasıdır. Aynı zamanda geçirgen yüzey sağlayan toprak kaplama malzemeleriyle buharlaşmanın azaltılması demektir.

    Ama birkaç kaktüs kullanılarak yapılan peyzaj “kurakçıl” değil, baya kurak peyzaj olur. Zaten kuraklığa giden coğrafyamızın ekosistemine destek olmak yerine daha da kötüye gitmesine neden olur.

    “Çevrede kalmış o son ağaçlık parçaları bile yavaş yavaş yok oluyor!”

    Yani bir kavşağı tamamen parke taşı, birkaç kaktüs ve çakılla doldurmak ne ekolojiye ne de estetiğe hizmet ediyor.

    Oysa bu alanlarda daha az sert malzeme, daha çok doğal ve iklim dostu çözümler kullanılabilir. Böylece hem kaynak israfının önüne geçilir hem de gerçekten kurakçıl ve estetik bir peyzaj elde edilir.

    Görsellerdeki kavşaklara dikkat ettiğinizde, çevrede kalmış o son ağaçlık parçaların bile yavaş yavaş yok olduğunu görüyorum. Yapılaşma arttıkça ağaçlar azalıyor. Aslında metrajı oldukça yüksek olan bu çemberlerde küçük ‘yapay ormanlar’ oluştursak, tablo bambaşka olurdu.

    Bir düşünün: Bu alanlar adanın minik akciğerleri gibi çalışır, trafikte bunalan insanların ruh haline bile iyi gelir, asfaltın yansıttığı yoğun sıcaklığı kırar ve kentimize gerçek bir değer katardı. Üstelik bunun için suya aç, hassas türlere ihtiyaç yok. Sakız, Zeytin, Çam, Servi… Kıbrıs’ın kuraklığına zaten alışmış olan bu türlerle o etkiyi yaratmak mümkün. Yani mesele imkansızlık değil; ‘neden yapılmıyor?

    “Teknik akıl yok sayılıyor, planlama mantığı devre dışı kalıyor!”

    Yeşilin psikolojik etkisi çok güçlüdür. Yurtdışına gittiğimizde, yollarda gezerken kentin ne kadar yeşil olduğundan bahsederiz. İşte bu kavşaklar çok büyük potansiyel taşır. Gönyeli kavşağı adamıza gelen çoğu insanın ilk karşılaştığı en büyük çemberdir. Ve burası pozitif  algı yaratmak için o kadar güçlü bir konuma sahiptir ki…

    “Bitkisel elemanlarla geçirgen malzemeleri birlikte kullanmak; beton ve asfaltın yarattığı ısı yükünü dengeleyen, suyun toprağa geri dönmesini sağlayan ve kentin ekolojik kalitesini yükselten en temel tasarım yaklaşımıdır. Bu sistem, yüzey akışını azaltır, buharlaşmayı düşürür, aşırı ısınmayı engeller, habitat yaratır, hava ve çevre kirliliğini sınırlandırır, gürültüyü azaltır. Üstelik yer altı depolarıyla yağmur suyunun toplanmasına doğrudan katkı sağlayabilir. Tüm bu bilimsel olarak kanıtlanmış, uygulanabilir ve ekosistem dostu çözümler ortadayken kavşaklarda hâlâ çıplak, geçirimsiz, ısı yayan yüzeylerin tercih edilmesi; teknik aklın yok sayıldığı, planlama mantığının devre dışı kaldığı kararların bariz göstergesidir.

    “Kurakçıl peyzaj bakım istemez demek, hiç bakım yapılmayacak anlamına gelmez”

    Ayrıca, sürekli tekrarlandığı için doğruymuş gibi kabul edilen kritik bir yanlışı netleştirmek şarttır; “Kurakçıl peyzaj bakım istemez demek, hiç bakım yapılmayacak anlamına gelmez.”

    Bu aslında şunu söylüyor:

    Yani bu sistem, geleneksel çim alanlar gibi sürekli su, gübre, biçim ve müdahale talep etmez. Fakat bu, peyzajın kendi kendine sonsuza kadar problemsiz yaşayacağı anlamına hiç gelmez.

    Bu sistem, tamamen başıboş bırakılabilecek bir yapı değildir. Bitkilerin düzenli olarak kontrol edilmesi, gerektiğinde budanması, yabancı ot yönetimi yapılması ve kritik dönemlerde destekleyici sulama uygulanması yine de şarttır.

    Yani doğa dostu peyzaj, kurakçıl peyzaj, yoğun ve maliyetli bakımı ortadan kaldırır ama yönetimi ve kontrolü tamamen yok etmez.”

    Exit mobile version